Ağustos 13 2018 0Yorum

Sağlık Alanında Hekime Karşı Şiddet Söyleşisi / Konuk: Avukat Ece Sindel

Tarih: 09.08.2018

Konu: SAĞLIK ALANINDA HEKİME KARŞI ŞİDDET

Konuk: Avukat Ece Sindel

İçerik:

1) Beyaz kod verilince her il sağlık müdürlüğünün avukatı mı takip ediyor olayı ?

beyaz kod verildiğinde il koordinatörlükleri var, orada avukatlar arasından belirleniyor. Ancak bazen olaylarda avukat yönlendirilmediği de karşımıza çıkıyor. Hekimler kendilerini kendi avukatları ile temsil ettirmek  zorunda kalıyor.

2) Bu koordinatörlükler sağlık bakanlığına mı bağlı, baroya mı?

sağlık bakanlığına bağlı

3) KAHEV olduğumuzda, bu konuda nasıl ve ne kadar rol alabiliriz? Vakıf senedimizde olmayan bir konu, sadece halk/doktor eğitimine yönelik çalışma/ortak proje mi yapabiliriz,  yoksa etkin rol kapımız açık mıdır?

Bu sorunun gelmesine sevindim çünkü günlerdir takip etmekteyim ve hassas bir konu. Kahev oluşum aşamasında henüz vakıf değil bir birlik diyebiliriz. Vakıf olma yolunda davamız devam ediyor ve dava aşamasında soruşturmalar önemli yer tutuyor. Yazılan her şey, tüm paylaşımlar vakıf kurulum aşamasını etkileyen faktörler. KAHEV kadın hekimlerin eğitimi geliştirmek amacıyla Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalınarak öğrencilere burs vermek, zor durumda kalan hekim çocuklarının eğitimine katkı sağlamak amacını temel hedef alan bir vakıf. Şiddet konusunda vakıf üyeleri olarak tepkilerinizi paylaşımlarınızı tabii ki anlıyorum ve hem bir hukukçu hem Sağlık Hukuku ile ilgilenen bir avukat hem de bir doktor kızı olarak da destekçinizim. Ancak dikkat edilmesi gereken konu şu ki biz bir vakıf kurma amacıyla yola çıktık ve bu vakfın amacı vakıf senedinde belirtilen hususlar ile sınırlıdır. Hekim olarak bireysel tepkileriniz tabii ki geçerlidir. Ancak KAHEV adı altında şiddet gören hekimlerin davalarına katılma vb. yetkiler içermemektedir. Ancak ihtiyaç ölçüsünde mağdur olan hekim çocukalrı için destek sağlanabilir. Onun haricinde özellikle de bu aşamada paylaşımlara dikkat edilmesi gerekliliğini KAHEV yararına olması için talep ederim. kaldı ki diğer platformlarda karşımıza çoça çıkan sorun sosyal medyada her paylaşılan olayın doğru olmaması. Bu da hepimizi ne yazık ki yanıltmaktadır.

4) İl sağlık müdürlüğünün avukatları süreci takip etmekten çok uzaklar malesef. Genelde mahkeme sonuçlandıktan sonra arayıp sonucu bildirmek gibi görev belirlemişler kendilerine. Kendi çabalarımızla mudurlukle yazışarak azıcık tasin altına ellerini koydurtmaya çalıştığımızda karşımıza başka sorunlar çıkmıştı bizde uğraşmamıştık. Bu birimlerin fonksiyonel hale getirilmesi önerilebilir yada avukat desteği dışarıdan sağlanabilir belki…

Burda en önemli sorun ne yazık ki devlet ile barolar arasındaki anlaşmazlıklar. Eğer devlet tarafından Barolar ile anlaşma sağlansa baro tarafından görevlendirilen avukatlarla yetersizlikler giderilmiş olacaktır. Bu taleplerinizi Barolara da iletirseniz özellikle ben de Ankara Barosu Sağlık Hukuku Kurulu Başkan Yardımcısı olarak bunu paylaşacağım. Bu konuda çalışmaların önünü açabilirsek hak arama açısından güzel bir adım atılabileceğini düşünüyorum. Ayrıca sizlerden ricam bazen hemen zaten uğraşssam ne olacak ki diyen hekim müvekkillerimiz oluyor. En ufak sözde dahi uğraşılması gerekmekte. Yılmadan mücadele edilerek bazı şeyler düzelebilir. Aksi halde bunu yapan kişilere hak tanınmış olarak daha fazla cesaretlendirilmektedirler.

5) Mesleki yükümlülük sigortası yaptırıyoruz hepimiz. Gecici gorevle bir yere gönderildik mesela uzman hekimiz acilde nöbet yazdılar, acilde başımıza bi iş gelse sigorta kapsamında mi? Ya da başka hastanede gorevlendirildik orda bi olay yaşadık poliklinikte onu kapsıyor mu?

Mesleki yükümlülük sigortası yalnızca özel hukuka ilişkin sorunlarınızı kapsar. Ceza hukukuna ilişkin yaptırımları kapsamaz. Örnek vermem gerekirse; hastaya karşı tıbbi bir hata olduğunda hasta malpraktis davası açarsa ve sizin mesleki sigortanız varsa bunu hemen sigortanıza bildirmekle birlikte dava sonucunda tazminat yükümlülüğününz ortaya çıkarsa sigortanız bunu karşılayacaktır. Ancak bu kişi aynı zamanda taksirle yaralamadan sizin için suç duyurusunda bulunursa ve hakkınızda kovuşturma kararı sonrasında verilen kararda örn; 4500 TLlik para cezasıyla cezalandırılmasına kararı verilirse bu kararın bedelini kapsamaz.

6) Hekim kendisine sözel şiddet uygulayan hastayı muayene ile yükümlü müdür?

Tabip ve diş tabibi, âcil yardım, resmî veya insani vazifenin ifası halleri hariç olmak üzere, mesleki veya şahsi sebeplerle hastaya bakmayı reddedebilir. Kesinlikle şiddet uygulayan hastaya muayene yükümlülüğünüz bulunmamaktadır. Ancak; hasta çok kötü bir durumda ve hemen müdahale edilmezse hayat tehlikesi olacak tespiti var ise o zaman yerinize bakacak bir meslektaşınızı bulduktan sonra reddedebilirsiniz.

Bu konuda mutlaka şahitli tutanak bulundurmanız önem taşır. Aksi halde keyfi reddetmiş durumuna düşebilirsiniz.

7) Medyada haksız yere doktoru suçlayan ve hedef gösteren gazete ve basın organlarına açılan davaları kazanma şansımız nedir acaba?

Genelde medya yayın organlarına öncelikle düzeltilmesi talebinde bulunulur kaldı ki bu durum da medya yayın organları tarafından eğer dava açıldığında kazanılma ihtimali görülürse hemen düzeltilir ve bu düzeltme yazısı yayımlanır. Genel mesleği rencide eden durumlarda Türk Tabipler Birliği ve Tabip Odaları tarafından açılan davalar kazanılıyor; bireysel olanlarda da kazanımlar mevcut. Bu tarz durumların basın yayın organlarındaki basın özgürlüğünün boyutu önemli. Basın ifade özgürlüğünü aşan ithamlarda bulunuluyorsa kazanma şansı her zaman yüksektir.

8) Hastalar 184 e basvurarak sikayetci oldugunda biz savunmamizi verdikten sonra hakli cikarsak dosya kapaniyor.oysa ben o hasta cezalandirilsin istiyorum .hakaretten tutun psikolojik siddete kadar herseyden .ozel bir avukatla mi anlasmaliyim yoksa bakanliktan bunu talep mi etmeliyim ?

Hastalar şikayetçi olduklarında hasta haklarına ilişkin kurulan bu platformdan faydalanıyorlar. Ancak bu durum davaya dönerse onlara da herhangi bir avukat verilmiyor. Ne yazık ki böyle bir durumda özel avukatınız bulunması gerekiyor. Eğer hakkınızda yapılan suçlamaların iftira olduğunu düşünüyorsanız; ya da üzerinize atılan suçlamalardan soruşturma izni verilmemesi konusunda bir karar aldıysanız şikayet eden hastaya karşı iftira suçundan suç duyurusunda bulunabilirsiniz. Eğer şikayet dilekçesinde ayrıca tarafınıza hakaret ifadeleri mevcutsa iftira ve hakaret suçlamalarından da ceza talebinde bulunabilir; bir de özel hukuk kapsamında manevi tazminat talebinde de bulunabilirsiniz.

9) Şiddet esnasında tanık olmadığında veya tanıklar tutanağa imza atmak istemediğinde nasıl bi yol izlenebilir?

Şiddet anlarında tanığın hiç olmaması pek söz konusu bir durum değil. Zaten şiddet durumunda en ufak bir seste dahi müdahale edilmekte dolayısıyla bir kişi dahi olsa tutanak tutulmalıdır. Beyaz kod verilmelidir. Bunlar haricinde hastane kameraları büyük rol oynuyor ordan da tespiti mümkün olduğunda başka bir delile ihtiyaç kalmaz.

Adli sicil kayıtarında hekime karşı şiddet gibi bir ifade yer almaz. Böyle bir uyarı da düşmez. Kaldı ki herkesin yaşam hakkı ve tedavi edilme hakkı vardır. Tıbbi deontoloji tüzüğü ve Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda da açıkça belirtilmektedir ki; hiçbir ayrıcalık yapmadan her hastayı tedavi etmekle yükümlülüğünüz bulunmaktadır. Dolayısıyla suçlu duruma düşersiniz.

10) Hipokrat yemini ile yasaların uyuşmadığı hiçbir konu mevcut değil inanın. Bir örnek vereceğim gittiğim bir sunumdan. Hastanede sunum yaparken acil hekimlerinden biri anlattığım aydınlatılmış onam ve tedaviyi red formuna ilişkin bana şu soruyu sordu: Acile bir hasta geliyor ve benim müdahale etmem gerekli; ancak hastanın bilinci açık, yazı yazabilir durumda ben anlatmama rağmen benim tedavi etmemi istemiyor başka bir hastanede başka bir hekime tedavi olmak istiyor. Ben onun elinden tedaviyi red ediyorum yazısı ve imzaları ile birlikte gerekçelerinş aldığımda sorumluluktan kurtulur muyum? diye sordu ben de evet hocam bilinci yerinde olan hasta size tedavi olmak istemiyor ve bunu yazabilecek kadar da iyi ise urtulursunuz dedim. İşte burada hukuk bitmiştir diye cevap geldi bana sebebi de her ne olursa olsun ben bir hastayı yaşatmalıyım dedi. Şimdi böyle bir düşünceyle yaklaşılırsa inanılmaz sıkıntılar ortaya çıkar. Birincisi hekimin hastasını yüzde yüz iyileştirme garantisi vermesi zaten kural olarak da yok ve mümkün olan da bir şey değildir. ikincisi ve en önemlisi hekimlik mesleğinin kurtsallığının geldiği nokta şudur ki ” insan vücut bütünlüğüne asla dokunulamaz. Kişinin kendi vücut bütünlüğünü bozacak davranışlardan kaçınması gerekliliği dahi ifade edilirken hekim müdahalesi  vücut dokunulmazlığına ilişkin en büyük istisnadır. Ancak bu istisna kişinin vücut bütünlüğüne dokunulmasına verdiği rıza ile mümkün olmaktadır. Zorla bir insanı muayene etmek de kabul edilebilecek bir durum değildir. Aslında çatışan noktalar yok yalnızca fazla ince düşünülmesinden kaynaklanan sorunlar oluyor.

11) Hep merak edilen bir konu daha var Ece hanım, toplu eylem yapılacak olsa şiddete karşı; mesela toplu istifa yada toplu grev, bunun bizlere bir yaptırımı olur mu? Bakanlıkları veya başhekimlik tarafından?

Aslında böyle bir durum yapılmıştı. Kalp Damar Cerrahı hekim kalbınden bıçaklanara öldürüldüğünde hekimler topluca 1 günlük iş bırakma eylemi yaptılar. Bu tarz durumlarda sizi bir işçi gibi görmek söz konusu değil. Dolayısıyla yaşam hakkını kapsayan en önemli mesleği yerine getirdiğiniz için toplu istifalar ve toplu grevler yaptırımsız kalmaz. Ayrıca; toplu istifa duurmunda biliyorsunuz Devlet Memurluğundan istifa edilirse bir daha dönme şansınız olmuyor.

12) Ece hanım idarecilerle aramızda hiç konuşulmayan bir konu var, aman aramız bozulmasın diyerek . Kapasitemizin çok üstünde poliklinikte hasta bakıyoruz , bunu istemediğimizi belirten bir yazı mı yazmalıyız , herhangi bir olay yaşandığında korunmak için , ya da usg cihazlarımız yetersiz diye yazı yazmış olsak bir hasta şikayeti olsa ( şükür hala bişey yok ama) bizi korur mu ?

evet çok güzel bir soru değinmek istediğim bir soruydu. KESİNLİKLE; İDARE ile ilgili eksiklikler ya da anlaşamadığınız durumları yazı ile belirtmeniz oldukça önemli. Ancak bu yazının resmi olmasına özen gösterin lütfen. Bazen evrak kaydı alınmadan verilen yazıların çöplere dahi atıldığıı görüyoruz. O ndenle dilekçenizi verirken mutlaka tarih sayı almayı unutmayınız.

13) Medikal anlamda eksiklikler, malzeme yetersizlikleri vs nedeni ile hekimin sorumluluğu ne olur?

Böyle bir durumda eksiklikleri ve bu eksikliklerin düzeltilmemesi halinde uğranılacak zararlardan sorumlu olmayacağınızı belirtirseniz size bu dilekçe çok yarar sağlayacaktır.

14) Peki beyaz kod verdikten sonra devlet bize avukat vermek durumunda degil mi?hastanedeyken basima geldi ve kimse ilgilenmedi bile.

Devlet avukat görevlendiriyor ancak bazen devlet nezdinde çalışan avukat azlığından o bölgeye bağlı olarak görevlendirme yapılamıyor. Buna ilişkin şikayet eden hiçbir hekime rastlamadım ne yazık ki. Bir de cezai bir durumda genelde bildikleri ve güvendikleri avukatların yanında olmalarını istedikleri için sanırım talep etmemekteler.

15) Psikiyatri hekimiyim. Bazen çok sıkıntılı hastalarla karşılaşabiliyoruz. Bazen de ciddi anlamda kafayı takanlar olabiliyor. Ancak basit düzeyde de mesela Rapor vermediğimiz ya da ilaç yazmadığımız için yolda durduran, sosyal medyadan ulaşıp tehdit eden hastalarımız olabiliyor. Beyaz kod cezai ehliyeti olanlarda evet işe yarıyor ancak 32/1 den yararlanabileceğini bildiğim hastaların saldırılarında hiçbir şey yapmamayı tercih ediyorum genelde. Sorum şu yönde hangi durumlarda uğradığımız şiddet olayı il değiştirme yapabilmemize olanak sağlar?

il değiştirme olayında şiddet açısından bir örnekle daha önce karşılaşmadım. Ancak yapılacak bildirimlerle çalışmanızı ortadan kaldıracak hatta hayati tehlikesi olan bazı tehditlerle karşılaşmanız durumunda mutlaka yapılmalıdır. Her ne kadar cezai ehliyet durumundan ceza alınmasa da koruyucu yaptırımlarla gözetim altına alınacaklarından bence üzerine gitmenizde yarar olacaktır.

16) Yeni gelişen hastalıkları nedeniyle bazı meslekleri icra etmemesi gereken, ehliyetine el konulması gereken hastalarla ilgili bi bildirim sistemimiz yok. Bundan doğacak sorunlarla ilgili hekimin bi hukuki sorumluluğu var mıdır?

verilen sağlık raporları ile tüm bunların soruları kurumlardan isteniyor. Eğer kurumlar bunları istediğinde belirtmezseniz sorumluluğunuz mevcut bir de bildirim ve ihbar yükümlülüğünüz var. buna göre TCK’da; sağlık çalışanlarına, muayene ettikleri hastalarda onun aleyhine bir eylem bugusuna rastlanıldığında hasta hakkında takibata yol açmayacaksa adli makamlara bildiriyorsunuz. Onun haricinde sorumluluğunuz bulunmamakta. Ancak böyle bir sistem en yakın zamanda açılmalıdır.

17) Kurum avukatindan yararlanmak istedigimiz de hukuki olarak dilekce mi vermek gerekiyor il saglik mudurlugune yoksa tavsiyeniz ozel bir avukatla görüşmek mi?

dilekçeyle sorularınızın cevaplanmasını isteyebilirsiniz. Kurum uygulamalarına göre cevaplar almak istediğinizi belirterek. Özel bir avukatınızın olması her zaman bir avantaj; çünkü sorununuzu daha kısa yldan çözüp cevaplayacaktır ne yazık ki kurumlardaki yazışma süreleri ve sorunuza tam cevabı alamamanız hatta hiç cevap alamamanız dahi olası olmaktadır.

18) İşyeri hekimlerine uygulanan mobbing bir çeşit şiddet midir?

işyerlerinde görünmez şiddet olarak geçer adı.

19) Devlette çalışan hekimler de kendisine sözel şekilde şiddet uygulayan hastayı reddedebilir mi?

Ayrıca hasta acile başvurmuşsa ve sırf beklediği için dr a sizi boşuna dövmüyorlar ca dediyse devlette çalışan hekim bu hastaya bakmak mecburiyetinde midir?

Her hekimin kanunen hakkıdır. dediğim gibi acil durum var ise tedavisini aksatmayacak şekilde başka bir meslektaşa devrinden sonra ve buna ilişkin gerekli belgeleri de tutuktan sonra tüm hekimlerin yasal hakkıdır. Tabi ki böyle bir hastaya da bakma mecburiyetiniz yoktur. Kişisel ya da genel bir sıkıntı yaşadığınız hastayı bir meslektaşınıza devrini sağladıktan sonra bakmayabilirsiniz yeter ki yeterli cevabınız olsun.

20) Bir yıl kadar önce ameliyat sonrası enfeksiyon yaşayarak görme azlığı yaşayan bir hasta tarafından şikayet edildim. Atanan muhakkik soruşturma açılması uygundur deyince kaymakamlık soruşturma izni verdi. Bölge idare mahkemesine verdiğim itiraz dilekçesi sonrası Hacettepenin 3 öğretim üyesinden oluşan bir bilirkişi heyetine dosyayı göndermişler. Onların raporu benim gerekli herşeyi yaptığım şeklinde olunca soruşturma iznini BİM iptal etti savcı da takipsizlik verdi. Ancak hasta bu kez de bakanlığa tazminat davası açmış 150 bin tl istemiyle. Onlar da benden bilgi istediler. Elimdeki tüm tıbbi ve hukuki belgeleri bir raporla birlikte gönderdim. Hasta bakanlıktan tazminat alırsa bakanlık bu durumda bana rücu edebilir mi yoksa kendisi mi öder?

Öncelikle elinizde cezai bir kanıtınız olmalı güzel bir gelişme.ancak bu tazminat davası kesin kazanılamaz anlamına da gelmemekte. Sağlık Bakanlığına karşı davaya müdahil olabileceğiniz gibi bu durumu sigortanıza da bilgilendirmeniz gerekli. Şimdiden önlem almak açısından. Sağlık Bakanlığı eğer tazminat öderse mutlaka size rücu etmek için dava açacaktır. Umarım böyle bir sıkıntınız olmaz.

21)

  1. Güvenliğimizi sağlayamıyor diye kurum dava edilebilir mi acaba?
  2. Malpraktis için ciddi miktarda sigorta ödüyoruz, şiddet buna dahil edilebilir mi?

Eğer talebiniz olduysa ve destek almadıysanız yazılı başvurularınızla da bu sabit se uğradığınız zarara yönelik dava açabilirsiniz.

Sigorta kapsamı size karşı açılan davalara karşı sizi koruyucu bir yoldur.  Tazminat sorumluluğunda tıbbi hata nedeni ile tarafınıza yükletilecek meblağlara karşı sizi sigorta kapsamınız ölçüsünde korur. Dolayısıyla mesleki sorumluluk amacı ile şiddet örtüşmemekte. Buradaki sorun ancak Şiddete karşı beyaz kodlar için özel bir avukatlık desteği sağlamak. Tıpkı baroların adli yardımı gibi. ödeme güçlüğü çeken kişilere barodan bir avukat atanır adli yardım adıyla geçer ve o avukat tamamen kişinin işlerini takip eder. Davası, dilekçeleri, karar aşaması gibi. Böyle bir sistem gelmelidir.

22) Hastalardan aldığımız önem formunun pek bir anlam içermediğini söylüyorlar. Hasta yeterli bilgilendirilmedim heyecanlıydım okumadim anlamadım diyince bile hasta haklı bulunuyormuş. Her hastadan illa kendi el yazıları ile  açık onam mi almalıyız?

bu en en en önemli sorun diyebilirim. Hekimlerin malpraktiste en önce dikkat etmeleri gereken husus bu konu. Sebebi; aydınlatılmış onam! yani yalnızca onam almak yeterli değil hastayı aydınlatarak onam almak önemli.. İspat açısından el yazılı olması hastanın okudum anladım onaylıyorum dıyerek tarih atması önemli. Hastanın özel bir hastalığı varsa örn; diyabeti olan bir hasta açısından oluşabilecek tedavideki ilaç yan etkisi ya da komplikasyon belirtilmelidir. Türk Tabipler Birliği aydınlatılmış onam klavuzu bu konuda kesinlikle kullanılmalıdır. Kaldı ki artık her uzmanlık derneği sayfasında örnek formları paylaşır ve bu formları kullanablirsiniz dediğim gibi ayrı bşr özelliği varsa hastanın eklemek şartıyla. Ayrıca aydınlatılmış onamın tarihi de önem taşır. Tam ameliyata giren hastaya imzalatılan onamın hiçbir önemi yoktur; acil vakalar hariç. En az 48 saat öncesinden imzalatılmasını öneriyorum. Kaldı ki uygulamada da bu duruma dikkat ediliyor. Bunlar varsa elinizde hiçbir şekilde korkmanıza gerek yoktur. Konulan tanı, uygulanacak tedavi ve başarı şansı, neden bu tedavinin seçildiği, ne riskler taşıdığı, başka bir tedavi seçeneği olup olmadığı, tedavinin kabul edilmemesi halinde riskler, verilecek ilaçların yan etkileri, komplikasyonlar konularını içermelidir.

23) Calistigim yerlerde ben en cok psikolojik siddetten magdur oldum maalesef. 4 sene calistigim yerden o yuzden istifa ettim.  O kisiye tazminat davasi acmayi cok dusundum. Hatta yakin zamanda bu konuyu bir avukatla konustum. Ancak cok zaman gectigi icin  bir sonuc elde edemeyiz dedi. Mobinge maruz kaldigimizi dusundugumuzde ne yapmaliyiz. Bu konuda sahitlerimiz mi olmali?

Mobbing biraz tartışmalı ve ispatı zor bir konu. 4 sene uzun bir zaman olmuş ne yazık ki bu konuda meslektaşıma katılıyorum. Bu tarz durumlarda beklenmeden hareket edilmesi önem taşır.işyerinde yaşadığınız mobbing için tanıklar yine önem taşımakla birlikte; örneğin işyerindeki üstünüz tarafından hiç ihtiyaç yokken zamansız aranmanız, size haftada 3 kez nöbet tutturulurken diğer kişilere 1er gün tutturulması, kurum içi yazışmalarda size yönelik özel tavrı belirten ya da hakareti belirten ifadeler gibi olaya göre bir çok durum tespiti yapılır.

DERLEMELER:

Ne yazık ki günümüzde bu sıkıntıların en temel sebebi Sağlık hakkında ayrı düzenlemelerin bulunmaması. Eğer Sağlık Hukuku dediğimiz genel kapsamda ayrı düzenlemelere gidilirse halen daha hepimizin ismini söylemekte dahi zorlandığımız Tababat ve Şuabatı yerine derli toplu kurallar ve yaptırımlar olsa bu durumlar da azalacaktır. Devlet politikalarının değişimi yanında eğitimsizlik vb faktörlerle gittikçe kötüye giden durumlar da bir de yargı kararları eklendiğinde üzücü sonuçlarla karşılaşıyoruz. Çok yeni ve sıcak bri gelişme olduğu için Özlem hanımın olayına açıklama getirmem gerekirse- Özlem hanımın görevden uzaklaştırılması kararı son derece yanlıştır. Kaldı ki devlet kendi koyduğu kurallar ve kendi kurumu olan SGK tarafından denetimleri yaptırmaktadır. Şöyle ki; 07.07.2012 TARİHLİ HABER: AİLE HEKİMİ HASTAYI GÖRMEDEN REÇETE YAZAMAZ. YAZARSA SORUMLULUĞU VAR!

İzmir’de 50’ye yakın aile hekimi, hastayı görmeden ilaç yazdıkları gerekçesiyle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Sağlık Bakanlığı müfettişlerinin incelemesi sonucu soruşturma geçirdi ve örgütlü suç ve dolandırıcılık suçlamalarıyla. Peki günümüze geldiğimizde Özlem hanımın uzaklaştırılma nedeni nedir? Hastayı görmeden reçeteyi niçin yazmadın? Yani bir nevi neden kanunsuz davranmadın demektir. TIBBİ DEONTOLOJİ  TÜZÜĞÜ ! 16.maddesinin “Tabip ve diş tabibi bir kimsenin sıhhi durumu hakkında, ilmî metodları tatbik suretiyle bizzat yaptığı muayene neticesinde edindiği vicdani ve fennî kanaata ve şahsi müşahadesine göre rapor verir.

HEKİMİN BİZZAT TEDAVİ ETME YÜKÜMLÜLÜĞÜ VARDIR. TEDAVİ EDİLMEDEN HASTAYA İLAÇ YAZILAMAZ; RAPORLU İLAÇ DAHİ OLSA HASTA GÖRÜLMEDEN UZATILAMAZ.

5510 SAYILI SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU ;

MADDE 71- Sağlık hizmeti sunucuları, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere sağlık hizmeti sunumu aşamasında (acil hallerde ise acil halin sona ermesinden sonra), 67 nci maddenin üçüncü fıkrasında sayılan belgeleri ve bu belgelerin başvuran kişiye ait olup olmadığını kontrol etmek zorundadır. (Mülga son cümle: 17/4/2008-5754/67 md.)

Genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin kendi adına bir başkasının sağlık hizmeti almasını veya Kurumdan haksız bir menfaat temin etmesini sağlaması yasaktır. Bu fiilleri işleyenlerden Kurumun uğradığı zararın iki katı kanunî faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsil edilir ve ilgililer hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri uygulanır.

Bu Kanunun uygulamasında acil hallerin ve acil sağlık hizmetlerinin neler olduğuna, hangi yöntem ve ölçütlerle tespit edileceğine ilişkin hususlar, Sağlık Bakanlığının uygun görüşü üzerine Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Sağlık Uygulama Tebliğinde de

3.1.2. Kimlik tespiti

(1) Sağlık kurum ve kuruluşları, Kurum sağlık yardımlarından yararlandırılan kişilerin müracaatı aşamasında (acil hallerde ise acil halin sona ermesinden sonra) nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, evlenme cüzdanı, pasaport veya verilmiş ise Kurum sağlık kartı belgelerinden biri ile kimlik tespiti ve biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulaması yapmaları zorunludur. Kimlik tespiti, biyometrik kayıt işlemi veya biyometrik kimlik doğrulama işlemini usulüne uygun yapmayan ve bu nedenle bir başka kişiye sağlık hizmeti sunulması nedeniyle Kurumun zarara uğramasına sebebiyet veren sağlık hizmeti sunucularından ödenen tutar geri alınır.”

Tüm bu yasal düzenlemeler var iken bir hekimin görmediği hastaya reçete yazmaması hukuken doğrudur.

En önemli sorunların başında dediğiniz gibi çok hasta çok beklenti ve bir de üniversitelerde özellikle hastalara bakmakla yükümlü hekimin sistemde gözüken hekim olmasına rağmen asistan tarafından bakıması; hatta ameliyatların asistan tarafından gerçekleştirilmesi durumu. Bu çok problemli bir konu. Çünkü asistanların hukuki ve cezai sorumlulukları yok; kasten yapmadıkları müddetçe. Böyle bir durumda belki de hasta yoğunluğundan hastayı hiç görmemiş hocası sorumlu tutuluyor. Bu konuda da çok büyük bir uygulama ile teorinin çelişkisi yer alıyor.

2016 yılında getirilen yeni bir uygulama da var. Evde Bakım hizmeti bu en son olayda da çok konuşulmuştu. Hasta ya da hasta yakını ya da diğer kişi ve kurumlar tarafından 444 3 833 numaralı telefon hattını arayarak ya da “Evde Sağlık Hizmeti Başvuru Formu” doldurularak veya TSM/AHB’ler aracılığıyla evde sağlık hizmeti başvurusu yapılabilinecek.

Hastanelerden taburcu olacak olup evde bakım hizmeti ihtiyacı duyan vatandaşlar müdavi hekim tarafından koordinasyon merkezine bildirilir. Koordinasyon merkezi, yapacağı ön değerlendirme neticesinde hastanın durumunu dikkate alarak uygun gördüğü birimi ya da aile hekimini evde sağlık hizmeti için görevlendirir.